16 Eylül 2008 Salı

Öl DE Yeter Ki Ölürüm / Başım Gözüm Üstüne.


Bir Garip Sevda Destanı


Dağlarımda baharsız kış
Yar seni haktan dilerim
Duygularım ayaklanmış
Gel de yeter ki gelirim
Başım gözüm üstüne

Şu boynumu sana eydim
Yar yoluna gönül koydum
Yeter ben hasrete doydum
Kul de yeter ki olurum
Başım gözüm üstüne

Gel de söndür közlerimi
Zaman yordu dizlerimi
Al mendili gözlerini
Sil de yeter ki silerim
Başım gözüm üstüne

Yazık döktüğüm yaşlara
Günler sığmıyor düşlere
Yüreğimi şu taşlara
Çal de yeter ki çalarım
Başım gözüm üstüne

Adın düşeli dillere
Gözlerim döndü sellere
Sensiz yüreğim çöllerle
Sal de yeter ki salarım
Başım gözüm üstüne

Yine başım sensiz duman
Sinemi eyledin harman
Yaralarına yar derman
Ol de yeter ki olurum
Başım gözüm üstüne

Gönül bağına kattığın
Avluda nefes tuttuğun
Koklayıp elden attığım
Gül de yeter ki olurum
Başım gözüm üstüne

Dudakta yanmış bir anı
Dondu şiirlerin kanı
Bir garip sevda destanı
Ol de yeter ki olurum
Başım gözüm üstüne

Dermanım sen, sensin çare
Sensiz yürek pare pare
Ayağın gittiği yere
Yol de yeter olurum
Başım gözüm üstüne

Dünyada kim kalmış baki
Doldur kadehi be saki
İçimdeki nehir ne ki
Selde yeter ki olurum
Başım gözüm üstüne

Vurguni’yim beni yorma
Yar gözünden ırak sürme
Sensizliğe hüküm verme
Öl de yeter ki ölürüm
Başım gözüm üstüne


Abdullah Oral Ağustos 2001

Yanmışsın Evrende Emekçi Kardeş


Yanmışsın Evrende Emekçi Kardeş

Yönünü kaybetmiş neyi ararsın
Ararsın bulunmaz kendine sırdaş
Zalimin çarkına düşmüş dönersin
Yanmışsın evrende emekçi kardeş

Yüreğini yurtsuz nara salmışsın
Kimliğinden uzak yara almışsın
Sen kendine yasak yere gelmişsin

Yanmışsın evrende emekçi kardeş

Kendi ikrarında dara dursaydın
Ne olur yüreğin nara sürseydin
Çürümezdin böyle yaran sarsaydın
Yanmışsın evrende emekçi kardeş.

Nasıl anlatayım sana ben seni
Sanki değişmişler içinde geni
On beş haziranlar mayıslar hani
Yanmışsın evrende emekçi kardeş

Umut avludaki kızıl gülündür
Kurtuluşun inan iki elindir
Ölümüne susan senin diklindir
Yanmışsın evrende emekçi kardeş

Yıllardır sızısı dinmez yanların
Kölesi olmuşsun kötü dinlerin
Sebep neydi akan onca kanlarım
Yanmışsın evrende emekçi kardeş

Yarına bir zerre ışık yakmazsın
Nehir olsan kendin için akmazsın
Yüreğin çağlayan dönüp bakmazsın
Yanmışsın evrende emekçi kardeş

Her gün çağırdık bir gün gelmedin
Kapandın kendine birlik olmadın
Alanlar dolsaydı böyle ölmezdin
Yanmışsın evrende emekçi kardeş

Sen kendini hakta görmenmişsin ki
Sınıf savaşını vermemişsin ki
Kendi ikrarına durmamışsın ki
Yanmışsın evrende emekçi kardeş

Vurguni’yim dedim bana gelmezsin
Senin için öldüm bunu bilmezsin
Kan tutmuş gözlerin yaşın silmezsin
Yanmışsın evrende emekçi kardeş


Abdullah Oral

İnsanlık Onuru Yıkmış Burada


İnsanlık Onuru Yıkmış Burada


Doğduğum toprağa esir düşmüşüm
Hukuk kıyıları yıkık sel burada
Kim için adalet yasalar kime
Yoksullara ölüm hakmış burada

Hukukun atına yoksul binemez
Düşer bir girdaba geri dönemez
Ateş almış gönül bir daha sönemez
Sular hep boş yere akmış burada

Yurtlarda estikçe kara sam yeli
Kırılmış dalımdan üç denizgülü
Aydınlığa coşan ülkemin seli
Her gün karanlığa akmış burada

Yedirdiler bana kendi beynimi
Genç iken çürüttüm garip göy nü’mü
Gelir benden olan vurur boynumu
Efendisi ile tokmuş burada

Kurban eylemişim oğlu kızı
İftirayla büyür içimde sızı
Oturmuş kucağa sermaye bizi
Hukuk tezgâhına çekmiş burada

İnsan olam dedim dönem aslıma
Göz koymuşlar sırtımdaki postuma
Kılıç kalkan olup gelir üstüme
Adalet zulmünü ekmiş burada

Kapkara yasalar vuruyor yüze
Hukuk terazisi bozukmuş bize
Onandı kölelik düşmüşüz dize
İnsanlık onuru yıkmış burada

Vurguni yurtlarda zulüm görmüşüm
Tehdit’e baskıya serim vermişim
İçimde yarayı kendim sarmışım
Adaletin yüzü yokmuş burada

Suların Sırrına Erilir Bir Gün


Suların Sırrına Erilir Bir Gün

İçimi kanatıp durmayın beyler
Katlime dönen çark kırılır bir gün
Can cananını sarsın kurulsun toylar
Boz bulanık sular durulur bir gün

Yol vermedi dağlar bir arpa boyu
Boz bulanık akar Fırat’ın suyu
Kızıl ırmak neden yüreğin koyu
Suların sırrına erilir bir gün

Ta kemiğe indi bıçak yarası
Gözümden dökülür Munzur deresi
Ya içindeki bu zulmün karası
İnsan hakka varır görülür bir gün

Beyaza çalar mı zulmün karası
İnsanın kendiyle bozuk arası
Bu bendeki yara delil yarası
Adalet divanı kurulur bir gün

Sırlandı yarını yürür deniziler
Kalan yükü bu halk elbet omuzlar
Kardeşi kardeşe çatan domuzlar
Yılan gibi yerde sürünür bir gün

Vurguni indirsek dağları düze
İnsan kendisiyle gelse yüz yüze
El ele kol kola omuz omuza
En güzel yarına yürünür bir gün

Seni Yüreğime Yazdım)


Seni Yüreğime Yazdım)

Demek sende yürümedi
Bu aşk benden gidiyorsun
Unut diyerek adını
Bana ceza veriyorsun

Unutmam seni dağlara yazdım
Unutmam seni baharlara yazdım
Unutmam seni yüreğime yazdım
Unutmam adına şiirler yazdım yar yar

Yarsız gayrı ölüm okşar anlımı
Yitirmişim kaşı kara benlimi
Sensiz şu garip gönlümü
Ocaklara sürüyorsun

Uzak koydun yollarımı
Yaktın narda dillerimi
Yele verdin küllerimi
Rüzgârlara salıyorsun

Yalan derler, dünya fani
Neden canımın cananı
Vurguni garip ozanı
Yerden yere vuruyorsun……


Abdullah Oral

Gidersen, Vurguni Ozan Ölür


Gidersen, Vurguni Ozan Ölür

Sen gidersen kalem susar
Tutsak kalır sende yüreğim
Üşütür geceler
Yorulur sensizliğe____
___Yaşamaz gayrı bu beden

Gidersen:
Mavileri vurulmuş bir gök kalır tepemde.
Bulutlar boynunu büker
Toprağa düşer gözlerim;
Yeniden__
__hasret filizlenir _
____acıların dindiği yerden..

Gidersen kabarır yüreği denizlerin
Kıyılara vurun özlemler.
Sensizliğe üşür şiirlerin dili
Yelkenler alabora olur sevda denizinde.

Gidersen bu yangın daha sönmez
Gayrı bulutlardan__
________ ateşler yağar içime.
Karları çözülür dağların
Koyaklarında sürüklenirim bedenim
Vurur:
Sevdanı sular yüreğimin kıyılarına..

Gidersen dayanamaz sensizliğe_
__________Susar şiirlerin dili_
________Vurguni Ozan Ölür……….

Yüreğimden Seni Silemezsin Yar


Yüreğimden Seni Silemezsin Yar


Sensiz paslandı yar gönül kapısı
Gelip yüreğime dolmazsın ki yar
Geceler tutuştu yandı şiirler
Yüreğime merhem olamasın yar

Hani seven gözler bakışlar hani
Sevdanın narında yaktım bu teni
Boş yere arama evrende beni
Aşkı aramakla bulamazsın yar

Uğruna aşka türap olduğum
Yağmur olup içten içe yağdığım
Dinsiz gevelerde sana sevdiğim
Nasıl yandığımı bilemezsin yar

İçimde mevsimsiz sevdalar başlar
Vakitsiz göç eder bu kenti kuşlar
Gözümden hasrete dökülür yaşlar
Yüreğimden seni silemezsin yar

Yine umut kaldı gelecek yıla
Bilmem kim öle acep kim kala
Sevdam yorgun düştü omuzdan kola
Efkârı yüreğe salamazsın yar

Uykusuz geceler seni aradım
Dünyamda sensin yar benim muradım
Ellerin diline düşünce adım
Gel desem de gayrı gelemesin yar

Vurguni aşığın abdal bir ozan
Kim söyle sevdiğim sevdayı yazan
Sensiz aşka yenik düştüğüm zaman
Gelip gönül kapım çalamazsın yar
Gelmek istesen de gelemesin yar

Abdullah Oral

Gayrı Kanar Şiirlerim


Gayrı Kanar Şiirlerim

Sensiz çekilmez hayat yar
Kor düşer özüm üstüne
Özlemleri yol yol olur
Düşer dizimin üstüne

Sen olmasan aklım şaşar
Gözümden nehirler düşer
Sensizliğe yorgun düşer
Kaşım gözümün üstüne

Dinsiz imansız geceler
Dilim adını heceler
Gelir oturur acılar
Yürek sızımın üstüne

Düşerim sensiz çöllere
Bülbül zar eden güllere
Sevdanı vurur tellere
Mızrap sazımın üstüne

Vurguni yarsız neylerim
Kime derdimi söylerim
Gayrı kanar şiirlerim
Kara yazımın üstüne

Sevmeyi Öyle Özledim.


Sevmeyi Öyle Özledim.

Kumrular baharı nasıl beklerse
Gözünde mehtabı öyle özledim
Toprak nasıl suya hasret kalmışsa,
Ben seni sevmeyi öyle özledim

Herkes bilsin nasıl sevdim ben seni
Kara kışa attın aşkınla beni
Nasıl çözülürse dağların kanı
Ben seni sevmeyi öyle özledim

Kavuşmalar bize uzak olsa da
Ay ışığında ben vuruldum sana
başında bir sevda yar döne döne
Ben seni sevmeyi öyle özledim

Sen olmazsan kırık gönlümüm çarkı
Bulutlar ağlasın sen gül yeter ki
Vurguni’nin yoktur mecnundan farkı
Ben seni sevmeyi öyle özledim

Kim Bu Ben


Kim Bu Ben


Sokaklar sakin geceler karabasan
Ellerim titrer, kim bu sessiz, kim düşen
Ne bir iz, ne söz, bir şey kalmamış
Duygularım titrer, kim bu ben: kim susan

Karanlıkta, katran gecelerdeyim
Cehennem misali derin yerdeyim
Paslanır zincirler hayli dardayım
Duygularım titrer, kim bu ben: kim susan

Kelepçeye mahkûm ellerim çürür
Umut yürür, yolda çiçekler yürür
Bir ufuk çizgisi anlıma vurur
Duygularım titrer, kim bu ben: kim susan

İsyanın diline vurur kavgalar
Uzak kıyıları döver dalgalar
Dağların içinde yanmış sevdalar
Duygularım titrer, kim bu ben: kim susan

Her günün akşamı yorgundur taban
Yüzünü alıyor eline babam
Korkunun esiri olmuş tüm çabam
Duygularım titrer, kim bu ben: kim susan

Yarına doğmak için her sabah
Kuşatır yüzümü derinden bir ah
Gidenin ardından, Vurguni eyvah
Duygularım titrer, kim bu ben: kim susan

Bana Haksın Sen

Bana Haksın Sen

Gözümde en temiz gerçeğim benim
Yüreğimde bahar bir çiçeksin sen
Sen ki ellerinde o sıcak kudret,
Gönül bahçemde ki kelebeksin sen..

Gözlerim yağmurla uyandı yine
Derinden bu yürek ağrıyor sana
Geceler zulmeder yanan bu tene
Yandığım ateşte narda yoksun sen

Soluklanıp nefes alsam yanında
Bir ateş olsaydım yamaçlarında
Kalmam yar sevginin uzaklarında
Telimde karaya düşen aksın sen

Vurguni’yim canan öl de öleyim
Asırlardır zaten aşka köleyim
Dünyayı verseler sensiz neyleyim
Ki, benim Kâbemsin bana haksın sen

Ruhi Su'ya

Ruhi Su'ya

Başımda dikleşen sarı sıcağı güneşin
Suya ateş düştü
Türkülere yangın
Dizlerimde yorgunluğu
Geçmişin
Akşamın hüznü dökülürken
Gözlerimden
Alın terini yitirmiş nasırlı eller
Suya türkü yazmakta

Kızılırmak kanatmakta dizeleri
Dicle’nin coşkusuyla
Kucaklaşırken Fırat'ın ezgileri
Yaralı bir martı vurulmuş
Sularımda...
Çığlığında yurtsuz ezgiler
Ben gibi sen gibi
Vurulup düşen gibi
Düşlemimde özgürlüğün...

İnsan olmanın ağırlığı
Yorgun düşen kollarıma
Kelepçeler sıkar yüreğini
Hasan dağının...
Bilekte zincir kanatan sevdaları

Bir kuşun kanat çırpmasıdır
Aşılmayan tel örgülerde...

Hasretin 'sevdanın' vurgunu
Zulamdaki mahpus türküler...
Bir acem kızının
Kaş altından yürek yakışı değil mi
Drama köprüsünde yiğitlik destanı
Ve ekinin harmanlanması
Köroğlu dağlarında...
Suya yazılan türkülerde bu hasret

Kağnılar geçerken ayın altından
Ağıtlar yükselir dilimizden
Nesimi'den Pir Sultan'a...
Sivastopol önünde selamlarız
Öfkeyi bilinci ve kavgayı
İnce bir kıvılcımdır
Yakıp geçen
Ezgili yürekleri
Seferberlik destanında...

Bolu beyinin zalimliğidir
Köroğlu'nun öfkesinde
Savrulan rüzgar
Ve küfrettiren ana avrat
Hain kalleş duruşlara...
Şimdi hep bir ağızdan söylenir
Dostlar korosuyla suya türküler
Yürek yüreğe omuz omuza
Sırt sırta vermişiz dağlarla...

Koyaklardan sessiz bir çığlık
Büyümekte
Yürüdükçe engine...
Dile gelmiş suya yazılmış türküler
Sabahın bir sahibi var
Sorarlar bir gün sorarlar...

Sular denizleştikçe,
Deryalaştı denizler.
Sevda türkülerinde yalın bir çığlık
Dünya emekçilerinin
Ve onlar için vatanı yok denildi...
Kendi yurtlarında
Vatansız kalışındandır
Türkülerin sulardaki sürgünlüğü...

Suya yazılmış
Türküler sürüklenir
Girdabında gecenin.
Ezgiler kanamakta,
Dağların göksünden
Bir telaş koşuşturmakta
Koyaklardan
Suyun türküsü yayılır ovalara
Bahar coşkusunda
Savrulur
Çiçeklerin kokusu
Burçak tarlasından
Karanfil yüklü sabahlara

'Suya türkü' ozanın halka niyazından
'Güle türkü' bülbülün güle avazından gelir
'Emeğin' türküsüdür, suya yazılan
Dünyayı saran yurtsuz ezgiler
Bu örselenmiş ateş
Bu sürgün kavga...
Yarin yanağından gayrı
Her şeyde
Hep beraber dercesine
Kucaklar Ruhi SU'yu
Bedrettin yürekliler
El kapılarında...


Mayıs 1996
Abdullah Oral